Yok ya özlemek değil, gözüme kedi kaçtı...

Merak edilip en çok sorulan kısım "Alıştınız mı?" oluyor , en çok yazı beklenen konu da bu sanırım. Alışmak önemli olan kısım değil bence. İnsan 45 günde bir alışkanlığı edinebilir ya da bir alışkanlıktan vazgeçebilirse, o zaman yaşamaya başlayınca bir süre sonra alıştığınızı göreceksiniz zaten. Bazı şeyleri garipsemek, özlemek, yadırgamak ya da daha rahat, daha iyi, daha güvende vs hissetmek işte bence asıl olay tam da bu kısımda. Bunlar herkese göre değişebilir kavramlar tabi ki o nedenle ben ancak benim yaşadıklarımdan örnekler verebilirim.

Özlemle ilgili birşeyler yazmadan önce bir filmden bahsetmek istiyorum: Kedi, belgesel niteliğinde bir film. Bir çoğunuz facebook vs gibi mecralarda eminim fragmanını görmüşsünüzdür. "İstanbul'da kediler, kendimizin aynadaki yansımadır" diyor film. Tabi ki Türkiye'de beklenen ilgiyi görmedi şaşırdık mı, şaşırmadık bence ama dünyada Amerika, Brezilya, Kanada, Avrupa'nın neredeyse tamamı, Güney Kore, Tayland, Tayvan, Singapur, Avustralya, Yeni Zelanda'da gösterime girdi ve çok ilgi gördü. Film Rotten Tomatoes'tan %98 aldı falan filan yine bizim umrumuzda olmadı tabi.



Konumuza dönersek ben filmi burada Amsterdam'da izledim. Filmi izlerken gözlerim doldu ve gözlerimden 1-2 damla yaş süzüldü. Öncelikle filmin geçtiği İstanbul sokaklarında birçok anı biriktirdim, görmek insanın burnunun direğini sızlatıyor. İstanbul'u değil de insan biriktirdiği anıları özlüyor. Sonra kedilerle merhamet ilişkisi kurmuş o güzel insanları görmek yüreğine dokunuyor insanın "ahh" diyor insan "ne güzel insanları var güzel ülkemin". O zaman bir hasret derinden içini yakacak gibi oluyor sonra kendine geliyorsun iyi de diyorsun hayat bu filmdeki gibi değil benim güzel ülkemde. O güzel anılar biriktirdiğin sokaklardan artık o güzel insanlar bile geçmiyor, güzelim cıvıl cıvıl İstiklal zaten artık yok. Senin anılarının, izlerinin üzerine kocaman gri betonlar döktüler. Küçükken hayal meyal hatırladığın, heyecanla ilk kez yaptığın tramvay yolcuğunun kahramanı o kırmızı tramvay bile şu an yok. Hiçbir şey anılarındaki gibi değil artık.

Ya da o kedilere merhametle bakan güzel insanlar zaten güzel ülkemde o kadar az ki, diğerleri bu hayvanlara bakanlardan bile nefret edecek kadar taş kalpli ki...

Eeee ben neye özlem duyuyorum aslında o zaman, uzakta yaşadığım memleketime mi? Yoksa zaten içinde yaşasam bile gayet de yabancı olduğum ülkeme mi?

Ben tüm bunlara özlem duyuyorum da gurbette olmakla yakından uzaktan ilgisi yok, zaten orada da yaşasak bunlara hasret kalarak yaşamaya devam etmiyor muyuz? O zaman burada ancak ailenize, arkadaşlarınıza, sevdiklerinize özlem duyarsınız gerisi yeni alışkanlıklar edinmek, yeni insanları gözlemlemek, yeni sokaklara aşina olmak, bambaşka bir şehrin kokusunu kanıksamak, yepyeni anılar biriktirmekten ibaret.

Beni en çok zorlayan her zaman sevdiklerimi geride bırakmışım hissi oluyor galiba, keşke diyorum, ahhh keşke onları da yanıma alabilsem, ben dönmesem ama onlar buraya gelse... 

Yorumlar

  1. biz de amsterdam'a taşınmak üzereyiz. bu yazı tam da düşündüğümüz gelecek hislerimizin karşılığı olmuş. okurken doldu gözlerim.
    ayrıca diğer postlarınızdaki ayrıntılı bilgi için çok teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel o zaman hoşgeliyorsunuz :) İnşallah sizin de süreciniz sorunsuz geçer :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tüm Parti ve Kutlamalar İçin Kağıt Ponpon Yapımı

Hollanda İçin Oturum ve Çalışma Vizesi Başvuru Aşamaları - 2

Hollanda İçin Oturum ve Çalışma Vizesi Başvuru Aşamaları - 1